Omo Vadisi

Bir hafta boyunca kabilelerle içiçe unutulmaz anılarla dolu bir tatil bizi bekliyor. Döndüğümde “Gördüklerim bir rüya mı, yoksa etkisi altında kaldığım bir belgeselin pasajlarını mıydı?” diye soruyordum kendime. 2000’den fazla fotoğraf çekmemiş olsaydım, bu yüzyılda halen bu ilkel şartlarda, geleneklerine sımsıkı bağlı kabilelerin varlığını dimağım kabul etmeyecekti.

Etiyopya, aşağı Omo Vadisi’ndeki beşeri zenginliği benimle keşfetmeye hazırsanız eğer hadi ne duruyoruz, çıkalım yola.

Addis-Ababa’dan Abra Minch’e

Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’dan başlayarak güneyine, Afrika’nın hiç bozulmamış, ya da az bozulmuş köşesi Etiyopya’nın güneyi, Kenya’nın kuzeyindeki, etnik grupların halihazırda geleneksel şekilde yaşam sürdüğü Omo Vadisi’ndeki etnik kabilelere doğru 1 hafta sürecek gezimize doğru sabahın erken saatlerinde yola koyuluyoruz. Yola çıktığımızda kilometresi sadece 35 gösteren 4×4′ün rodajını yapmak bize nasib oluyor. Neden 4×4 ile yola çıktığımızı, bu turun asla normal binek araçla yapılamayacağını zamanla öğreniyoruz, zira yol koşulları zaman zaman hayli zorlu. Hele ki yağmur mevsiminde bu turu unutun. Mart sonu, Nisan başı gibi yağmurlar başlıyor ama en yoğun yağış Haziran-Eylül aylarında.  Şubat başı daha yagışlı sezon başlamamış, biz şanslıyız. Eşim, ben, rehberimiz  ve şoförden oluşan 4 kişilik ekibimiz yola koyuluyoruz.

Addis Ababa’nın sabah yoğun trafiğinden sıyrılır sıyrılmaz sağlı sollu tarlalar ve tarlaların arasına serpiştirilmiş seyrek ağaç dallarından inşa edilme, saz çatılı tukullar (Amharca’da “ev”), hayvanları otlatan çocuklardan oluşan manzaraya bakarak ilerliyoruz. Addis Ababa dışında insanlar pek arabaya alışık olmadığından yolun ortasından yürüyorlar, zebular (sığırlar), yüklü eşekler de sahiplerini takip ederken yolda bir sağa bir sola deviniyorlar. Bize yol ortasında yürüyene “tarlada mı yürüyorsun?” denir. Bunlarda da aynı hesap. Yoldan kalabalık bir deve sürüsü geçiyor. Yol kenarında erkekler aylak aylak pinekliyor, kadınlar ise ya sırtlarına ya da eşeklerine yükledikleri su bidonları, odun yığınlarıyla kilometrelerce yürüyorlar. Biz de bu kalabalığın arasında zar zor ilerliyoruz. Yalancı biber ağaçları, Afrika Akasyaları yol boyunca bize eşlik ediyor.  Tarlalarda hala bizim karasabanlar kullanılıyor. Traktör burası için hayli lüks.

19. yüzyılda İngiliz Kaşif John Walter Gregory’in adını verdiği Rift Vadisi boyunca güneye doğru ilerliyoruz. Suriye’den Mozambik’e kadar uzanan 6.000 km uzunluğundaki Rift Vadisi aslında birbirleri ile bağlantılı olan çok sayıda yarıktan oluşmasına rağmen, tek parça olarak kabul ediliyor. Afrika Kıtası’nda bulunan bütün büyük göller de bu yarık boyunca ortaya çıkıyor.

Bir “tukul”un içini ziyaret etmek ve ev sahibiyle tanışmak için duraklıyoruz. Arkadaşlarıyla az ileride çene çalan evin erkeği yaklaştığımızı görünce koşar adım yanımıza geliyor. Çocuklar evde, evin hanımı ise eşeğiyle suda. Etiyopya’da kadının yükü çok ağır. Evi temizliyor, günde 3 kere 1/2 kilometre hatta daha bile uzaktan su taşıyor, yakacak odun bulup getiriyor, çocukları yıkıyor, çamaşır onda, yemek pişirmek de. Arta kalan vaktinde de tarlada eşine yardım ediyor. Eh daha ne yapsın? Kısacası saçını süpürge ediyor. Erkekler mi? Yağışlı sezon öncesi tarlayı sürüyor, ekiyor, hasatla haşır neşir oluyor, ürünlerin satışından ve evlerinin inşasından erkekler sorumlu. İşi bittiğinde eşime yardım edeyim diyeceğine yan gelip yatıyor. Tukullar sazdan damları, balçıkla sıvanmış ağaç dallarından duvarları ile uzaktan bize ufacık görünüyor ama içine girince hiç de öyle değil. Çapı 8 metre olan bu tukulun iç hacmi yaklaşık 50 m2. Evin tam ortasından evi ayakta tutan bir direk çatıya uzanıyor. Damda bu direğin etrafında yağmurda evin içine su girmesini engelleyen bir seramik var. Evin içi hayli temiz, mutfak bir seperatörle ayrılmış, ortadaki yuvarlak kısımda yaktıkları ateşte yemeklerini pişirip, etrafında sıcak sıcak yiyorlar. Giriş kapısının solundaki kısım hayvanların akşam barınağı. Bu barınağın üstüne çıkılmış yarım kat da ev halkının yatak odası. Çoluk çocuk hep bir arada uyuyorlar, ta ki buluğ çağına eren çocuklara ayrı bir tukul inşa edene kadar.

Çocukları genelde aileler okula göndermiyorlar. Kız çocukları su taşıma işinde annelerine, erkek çocuklar ise hayvan gütmede babalarına yardım ediyor.  Etiyopya’nın % 28’lik okur yazar oranının  artışı biraz da evlere su bağlanmasına bağlı sanki. Nüfusun yarısından fazlası 15 yaşın altında.

Etiyopya’da bu tukulların inşa edildiği, köylünün ekip biçtiği arazilerin sahibi devlet. Devlet halktan ekip, biçtikleri, evlerini inşa ettikleri arazi için yıllık cüzzi bir kira alıyor. Yıllık kira arazinin yerine ve boyutuna göre değişiyor. 1 tukulun inşaatı için gerekli alanın yıllık kirası 50 ile 100 Birr arasında değişiyor. 10 ETB (Ethiopian Birr) bizim paramızla 1 TL’ye karşılık geliyor. Bir araziye senelik 5 TL ile 10 TL arasında bir kira ödüyor halk.

Addis Ababa-Abra Minch arası 446 kilometreyi 11 saatte kat ediyoruz. Bir tepe üzerine Abaya, Chamo Gölleri ile bu ikisini ayıran Nechisar Ulusal Parkı’na karşı konuşlanmış Paradise Lodge’da konaklıyoruz ilk akşam. Abaya Gölü timsahlarının bolluğuyla ünlü. Balıkçılardan birkaçı gölde timsahlara yem olunca Abaya’da balıkçılık tarihe karışmış. Omo Vadisi kabileleri belki de bunun için hiç balık yemiyorlar. Balıkçılığa izin verilen Chamo Gölü’nde gün batımında kıyıya çıkıp güneşlenen timsahları gözlem gezisi düzenlenmekte turistler için. Paradise Lodge Etiyopya’da 2009 senesinin en iyi oteli seçilmiş. Otel eh fena değil, ama yılın oteli seçilecek kadar da değil, “en iyisi buysa bundan sonrakiler nicedir, vay halimize” diye düşünüyoruz. Gerçi bundan önceki kuzey Etiyopya’da Lalibela, Axum, Gondar ve Bahir Dar seyahatlerimizden otellerle ilgili hayli tecrübeliyiz. Dolayısıyla büyük bir beklenti içinde değiliz bu konuda. Bungalovumuzun  terasında otururken lokal Harar biralarımız ve Nairobi’den taşıdığımız çerezlerimiz eşliğinde Abaya ve Chamo gölleri üzerinde turuncudan kızıla, dağların üzerinde eflatundan mora değişen güneşin batarken renk oyununu izlerken sessizliğin sesini dinliyoruz. Bu manzara karşısında yorgunluğumuz çoktan geçti  bile.

Etiyopya’nın güneyine seyahat hayli zorlu, turizm yönünden de bir o kadar bakir. Bu seyahate çıkarken bilmeniz gereken en önemli husus lüks aramamanız gerektiği. Otellerde sıcak su bulamama ihtimalinizin hayli yüksek. Bu durumda ya konforunuzdan feragat edeceksiniz ya da hiçbir yerde yasayamayacağınız ilginç deneyim fırsatından. Karar sizin.

450 metre rakımlı aşağı Omo Vadisi, 200.000 kişinin yaşadığı, kimine göre 15, kimine göre 20 özgün kabilesiyle turistleri cezbeden yörelerden bir tanesi. Burada Arbore, Ari, Bena, Bodi, Bumi, Daasanech (Geleb), Dorze, Hamer (veya Hamar), Kara (veya Karo), Konso, Kwegu (veya Muguji), Mursi, Tsemay ve Turkana gibi kabileler ziyaret edilenler arasında. Bu kabilelerden bazılarına doğa koşullarından dolayı 4×4’lerle bile ulaşmak hayli zor. Biz bir haftalık programımıza Arbore, Hamar, Konso ve Mursi kabilelerini sığdırabiliyoruz ancak.

Abraminch – Konso – Turmi

Yağışlı sezon henüz başlamadı ama doğanın bize oyunu, sabah yağmurlu bir güne uyanıyoruz. Moral bozmak yok. Güzel bir kahvaltı ardından, patlamış lastik tamiri ve bagajda sağlam bir stepne, 45 dakikalık bir gecikmeyle tekrar yola koyuluyoruz. Arbaminch’in içinden geçerken sırtlarında sepetleri meyve toplamaya giden kadınlar gözümüze takılıyor.

Kenya sınırında Turkana Gölüne dökülen ve Etiyopya içinde 760 km boyunca yol kat eden Omo Nehri’nden adını alan Omo Vadisi!ne ve bu vadi içinde yer alan kabileleri ziyaretimize başlıyoruz.

Omo Nehri üzerine yapılması planlanan ve inşaatına da 2006 yılında başlanan Gibe III adlı devasa baraj tamamlanınca tüm ekosistemin bozulacağı, bu kabilelerin özgünlüğünden eser kalmayacağı söyleniyor. Medeniyet ve değerleri arasında seçimini yapmış insanlık bir kez daha bunun ağır bedelini ödeyecekmiş gibi gözüküyor. UNESCO’nun dünya kültür miras listesi içinde yer alan bu bölgenin ve insanlarının yaşamına şahit olan son şanslılardanız galiba. Avrupa ülkeleri doğa dostlarının tepkileri karşısında bu projeyi desteklemekten vazgeçmiş, dolayısıyla baraj inşaatı durmuş. Ancak Etiyopya Hükümeti bu projede hayli kararlı görünüyor. Aldığım duyumlara göre parayı başka bir kaynaktan bulan hükümet inşaatı tekrardan başlatacakmış.

Abraminch Turmi arasında Konso şehrinden geçiyoruz. Dikkatimizi çeken ilk şey evlerin damlarının iki katlı olması ve bununla ilintili olarak da Konsolu kadınların iki parçalı eteklerinin evlerinin damlarıyla ilintili iki parçalı olması. Yamaca kurulu Konso şehrinde erozyonu önlemek için taştan merdiven settler yapmışlar, bu setleri ekiyorlar. 80.000 kişi nüfuslu Konso şehrinde tepelere inşa ettikleri 3’er 5’erli minik taş evlerde izole topluluklar halinde yaşıyorlar.  Tarımla uğraşan Konsolular yetiştirdikleri  sorgum (süpürge darısı) denen bir tahılla hem un yapıyor, hem de yerel içecekleri olan bir birayı. Kahve, pamuk, mısır, fasulye de diğer ektikleri tarım ürünleri.

Konsolular ölüleri için tahtadan oydukları “waga” adını verdikleri heykelleri evlerinin bahçesine mezar taşı olarak dikiyorlar. Bu mezar taşlarının her biri sanat eseri. Bunların değerini anlayan Avrupalılar teker teker bu heykelleri yurtdışına çıkartırken yakalanmışlar. O gün bu gündür bu yakalanan heykeller hükümet binasının bahçesinde sıkı koruma altındalar.

Belirli yaşa gelmiş olan genç erkekler evden ayrılıp kendi kurdukları evlerde yaşıyorlar. Evin önündeki büyükçe bir taşın genç erkek tarafından kaldırılarak, omuz hizasından geriye atılması o gencin evliliğe artık hazır ve istekli olduğunun bir göstergesi. Bu seyahat boyunca Omo Vadisi’ndeki kabile genç erkeklerinin nasıl değişik şekillerde evliliğe hazır olduklarını ispatladıklarına şahit olacağız.

7 Konso Kralından birinin sarayını ziyaret ediyoruz. Her kral kendi bölgesinden sorumlu, her krallığın kendi kuralları var ve bu kuralları uygulamakta da hayli kararlılar. Krallıklar Etiyopya Hükümetine bağlılar.  Şayet bir erkek bir kıza tecavüz ederse cezası diri diri toprağa gömülmek. Bu kural sayesinde artık Konso’da tecavüz vakasına rastlanmıyor. Bizim kralın sarayından biraz bahsedeyim. Saray deyince aklınıza öyle şaşaa gelmesin sakın. Ağaç dallarından yapılmış kemerli bir kapıdan bir avluya giriyoruz. Üzeri yine dallarla kapalı bir çardağın yanından, dar bir yoldan ilerleyip karşılıklı iki evin olduğu bir avluya geliyoruz. Biri kralın ve eşinin diğeri ise kralın annesinin evleri. Erkek çocuklar bahçeye sazdan kurulmuş klübede uyurken aynı zamanda etrafa da kolaçan oluyorlar.  Kral Addis Ababa’da olduğu için kendisiyle tanışamadık. Valide sultan, eşi ve çocukları oradaydılar. Hanımlar fotoğraflanmak istemediler. Biz de saygı gösterdik. Bir önceki kral yani şimdiki kralın babası vefat edince Addis Ababa Üniversitesi’nde mühendislik tahsil eden genç veliaht eğitimini yarıda bırakıp Konso’ya gelip tebaasının başına geçmiş. Kralın Konsolu eşi hayli genç ve eğitimsiz. Saray alanının biraz dışındaki alanda şu andaki kralın babasının ve dedesinin mezarlarını ziyaret ediyoruz. Eski kralı temsil eden ahşap heykelin yanındaki ahşap sopanın üzerinde ondan önce kaç kralın hüküm sürdüğünü gösteren 32 adet işaret var. Kralı simgeleyen ahşap mezar başının yanındaki beyaz boyalı kalkan onun gücünü simgeliyor. Etraftaki diğer mezarların ahşap heykelleri ya çalınmış ya da hava şartları dolayısıyla zaman içinde tahrib olup, yok olmuş.

Tepelere çakılmış tahta çıtalar arasına gerilmiş, dikine beyaz-mavi-beyaz renkte bantlardan oluşan bayraklar dikkatimizi çekiyor. Rehberimiz bu bayrakların, çeçe sineklerine savaş amaçlı yerleştirildiğini söylüyor. Bu renkleri beğendiği için üzerine ilaç sürülü bayraklara konan çeçe sinekleri bir süre sonra ölüyormuş. Ne diyeyim çeçelerin bile ince bir zevki var demek ki.

Konso ile Turmi arasında yol kenarında bedeninin üstü ve ayakları çıplak, boynunda sarı, kırmızı, beyaz, rengarenk boncuklu kat kat kolyeler, kulağında küpeler, dizlerinin hemen altında ve bilekleriyle dizleri arasında aynı renkli halhal bilezikler, yine aynı renkli boncuklarla işlenmiş iki yanı açık hayvan derisinden etek ve dirseklerinin hemen üstünde ve bileklerinde metalden bilezikleriyle saçları sımsıkı örülü genç bir kızı yol kenarında görünce hemen atlıyorum arabadan. Rehberimizin dediğine göre bu yerli kız Tsamai Kabilesi’ne mensupmuş. Pırıl pırıl dişleriyle bana poz veriyor. Birlikte fotoğraf çektiriyoruz. Tabi ki bedava değil.

Çuvala doldurulmuş 100 Dolar karşılığı tomarla 1’lik Birr’lerimizle kabilelerdeki ilginç sahsiyetlerin fotoğraflarını çekmeye hazırız. Kabile ziyaretlerinde ya da yolda gördüğünüz herhangi birinin fotoğrafını çekmek parayla. Fotoğraf fiyatı rehberin pazarlık gücüne kalmış. Kabile başına toplu bir bedelde anlaşalım, aralarında bölüşsünler diye öneriyorum ama bu önerim kabul görmüyor. Biz de en doğru kararla tomarları baştan rehberimize teslim ediyoruz. Tüm tatil boyunca pazarlığı da ödemeyi de o yapıyor, biz sadece fotoğraf makinalarımızın deklanşörüne basıyoruz.

“Hello money” veya pet şişe için eskiden kullanılan bir su markası “high land” arabamızın arkasından delicesine koşan çocuklardan Etiyopya gezimiz boyunca sürekli duyduğumuz kelimeler. Salya-sümük, çoğunlukla çıplak ayak, parçalanmış giysili, uzun kirpikli, kara gözleriyle size yalvarırcasına bakan, o minik ellerini açmış “hello money” diyen, arabadaki pet şişeleri isteyen dünya güzeli çocuklar unutulacak gibi değil. Bu sahne insanın içine işliyor. Elimizdeki bitmiş pet şişeleri versem mi diye düşünürken Mahlet su kabı olarak günümüze kadar balkabağını kullanan bu insanların pet şişeleri kullanmaya başlamalarıyla geleneklerini değiştireceklerini söylüyor. O turizm açısından düşünüyor, ben de biz rahat ediyorsak neden onlar da rahat etmesin diye düşünüyorum. Gelişmiş ülkelerdeki çocukların doyumsuz şımarıklıklarını gördükçe aklıma Etiyopya’da yüzlerinde gülümseme eksik olmayan bu fakir çocuklar geliyor.

Arbore Kabilesi

Etiyopya, tahminlere göre 85 milyon’a ulaşan nüfusuyla Afrika’nın ikinci en kalabalık ülkesi, yüzölçümü açısından da kıtadaki en geniş 10 ülkeden biri. Etiyopya genelinde 85 civarı etnik grup yaşıyor. Etiyopya’nın resmi dili Amharca iken bu bölgedeki etnik gruplar Amharcayı bilmiyorlar, çoğu Asya-Afrika dillerinden Semitik, Kuşitik, Omotik, Nilotik dillerini konuşuyorlar. 200 diyalekten söz edilen bu dil zenginliği, kendine özgü gelenekleri, yazılı ve sözlü edebi birikimleri, müzikleri, aletleri, giysileri, totemleriyle müthiş bir beşeri renklilik. İlkel kabilelerin kullandığı tek modern alet silah tüccarlarından inek karşılığı aldıkları kalaşnikoflar. Etiyopya tüm dünyada öncelikle kıtlık, açlıkla tanınan bir ülke. 85 ayrı etnik grup, dil, 200 diyalektten söz ediliyor. Omo Vadisi’nde yüzyıllardır yaşayan 20 kabile hala ilkel yaşam tarzlarını korumaya devam ediyorlar. Arborelar da bu 20 ilkel kabileden biri. Müslümanlığı kendilerince yorumlayan Arbore kabilesinde başı kapalı, türbanlı, çarşaflı kadın yok. Evli olmayan kadınlar saçlarını kazıtıyorlar, evlilerin ise saçları daha uzun. Üstleri çıplak genç kızların boyunlarında kat kat boncuk kolyeler, altlarında hayvan derisinden kenarları yine boncuklarla işlenmiş etekler, ayakları çıplak, ayak bileklerinde dans ederken perküsyon olarak kullanılan metal hallalar. Boncuk kolyeler hem estetik hem de simge Arborelar için. Maddi gücü olan erkekler için poligami mübah. İlk eş ince kolye takıyor, ikinci ve 3. eşler daha büyük boncuklu kolyeler takıyorlar. Diğer kabileler gibi Arborelar da boyanmayı ve süslenmeyi çok seviyorlar. Konso kabilesi insanları ile akrabalıkları var, dolayısıyla bir çok şarkı ve dansları ortak. Kadınlar evlenince sünnet ediliyorlar. Takas yoluyla ticaret yapıyor hayvan verip karşılığında tarım ürünleri alıyorlar. Kadınları güneşten korunmak için başlarına siyah bir örtü takıyor. Çocuklar ise bal kabağından yapılma şapkaları ve üzerine tüy dikili, başlarına çepeçevre sarılı beyaz çaputla hayli dikkat çekiciler. Yüzlerini külle beyaza boyuyorlar. Yüzleri boyalı kimi çocuğun çıplak vücudunda sadece boyunlarındaki boncuk kolyeler. Erkeklerin ellerinde ya yastık amaçlı kullandıkları ya da üstüne oturduklarıı minik ahşap tabureleri. Arborelar pek de dosthane insanlar değil. Bir kişinin bir kaç fotoğrafını çekmeye 1 ETB ile 2 ETB arasında değişen bedel ödüyoruz. Fotoğraf makinamdan çıkan klik klik seslerini sayıyor, genelde üç klikten sonra daha fazla para istiyor, daha fazlasını koparmaya çalışıyorlar. Rehberimiz bir şekilde onlarla başa çıkıyor. Baştan pazarlık ve ödeme kısmını ona bırakmak doğru kararmış.

Hamar Kabilesi

Hamar kabilesi Omo Vadisi’nin en verimli bölgesinde yaşıyorlar. Yarı göçebe, pastoralist bir kabile olan Hamarlar her birkaç ayda bir keçi ve sığırları için yeni otlaklar bulmak amacıyla göç ediyorlar. Kendileri yetiştirmedikleri için sorghum ve mısırı komşu kabilelerden sağlıyorlar.

Bölgede en şık giyinen  Hamar kadınları keçi derisinden yapılma etekleri, renkli cam boncuklarla süslü eteklerinin arkasında bir ceylanın kuyruğunu andıran kuyruklarıyla çok göz alıcılar. Kadınlar saçlarını hayvan yağı ile kırmızı aşı boyası karışımıyla kaplıyorlar.

Turmi’de otelimize yerleşmeden önce yolumuzun üzerindeki bir Hamar köyünü ziyaret ediyoruz. Köy boş, sadece yaşlılar ve çocuklar var. Köyün geri kalanı ya pazarda ya da tarladaymış. İlk karşılaştığımız kadın 65 yaşlarındaymış eğer tabi doğru biliyorsa. Burada insanlar hayat koşullarının zorluğu karşısında çok hızlı yaşlanıyorlar. Genç kızlara baktığımızda gördüğümüz pırıl pırıl bir cilt, diri vücutlar, şekli bozulmamış dik göğüsler ancak 18 maksimum 20 yaşına kadar sürüyor. 20’sinden sonra yaşam gailesiyle birlikte hızlı bir çöküş yaşıyor kadınlar. Yaşlılıklarında çıplak dolaşmaya devam eden kadınların kaçıncı çocuğunu emzirdiğini bilmediğimiz göğüsleri artık içi boşalmış birer deri parçası şeklini alıyor. Yavaş yavaş köy halkı geri dönüyor. Genç kızlardan biri t-shirtümün kenarından askıları görünen iççamaşırımı kendisine vermemi istiyor. Bakalım sana benim bedenim uyacak mı? Aklıma “Tanrılar Çıldırmış olmalı” filminde Coca-Cola şişesiyle kabiledeki işlerin nasıl karıştığını, kıskançlık duygusunun ön plana geçtiği ve cam şişenin nasıl paylaşılamadığını hatırlıyorum. Verirsem eğer bu kabilede de aynı şeylerin yaşanacağından eminim. Karşıdan üzerinde hayvan postundan pervazları deniz kabukları ile işlenmiş uzun kuyruklu eteği, tek göğsünü açıkta bırakan boynunun etrafı yine deniz kabukları işli buluzlu, ağzı büzülü deri torbasını koluna takmış şık bir Hamar kadını geliyor. Saçları belli yeni örülmüş hayvan yağı ve kil toprağıyla. Toprakla kil karışımı sıcakta akıp omuzlarına kızılımzı parlak bir güzellik vermiş, güneş altında ışıl ışıl parlıyor. Pazardan yeni kahve aldım diyor, koluna takılı şık çantasını göstererek. Etiyopya’nın kuzeyi güneyi hiç fark etmiyor, kahve onlar için çok önemli. Kahve hazırlığı, kahve içmek adeta bir seranomi onlar için. Bizi evine o kadar samimi davet ediyor ki, kıramıyoruz. Nasıl güler yüzlü, nasıl konuk sever. Ben sevdim bu Hamarları. Eşinin ikinci hanımıymış. Boynundaki düz metal iki kolye onun ikinci eş olduğunun göstergesiymiş. İlk eşler ucu kocaman topuzlu metal kolyeler takıyorlar. Bir kere o kolyeyi boynuna taktın mı bir daha çıkartmak yok. Nasıl uyuyabiliyorlar o koca metal kolyelerle? Anlaşılır gibi değil. Genç kızlar bellerinde boncuk kemerler, boyunlarında boncuk kolyeler pek şıklar. Kadınların vücutlarında onların cesaretini gösteren kırbaç izleri. Hamarlar kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla kabileler arasında en estetik en şık olanı. Köyün şefi ve en yaşlı erkeği otoritesinin simgesi olarak bir ceket giymiş, elinde ahşaptan yastık taburesi. Saçları iki ayrı renge boyalı, tepesine de bir tüy dikmiş. Eskiden düşman kabileden birini öldürenler kaç leşi varsa o kadar tüy dikerlermiş özenle taranmış saçlarının üstüne. Artık kabile savaşları bittiğinden sadece hayvan öldürenler tüyle süslüyor saçlarını.

Hamar erkekleri kadınlarına göre daha az süslüler. Onların süsleri sosyal statülerini gösteren saçlarıyla ilintili. Erkeklerin yaşamlarında iki önemli evre var. İlki süt dişleri düştüğünde sünnet olmaları, diğeri ise yetişkinliğe erdiklerinde ukuli bula sığırların üzerinden atlama seramonisi. Seramoni öncesi “ukuli bula” komşulardan topladığı metal bilezik, balkabağı, vs gibi ganimetleri eve getiriyor. “Ukuli bula” buluğ çağından yetişkinliğe atladığını yan yana sıralanan 8-9 adet sığırın üstünden çırılçıplak atlayarak sembolik olarak ispatlıyor. Tören “ukuli bula”nın sığırların üstünden düşmeden 4 kere geçmesiyle tamamlanıyor. Ardından hepberaber içkiler içiliyor. Bu sınav sonunda erkekler artık erişkin olduklarını, evlilik yaşına geldiklerini, aile sorumluluğunu üstlenebileceklerini duyuruyor genç kızlara. Evlilik için seçtiği kızın ailesine başlık bedeli olarak hayvan vermesi gerekiyor “ukuli bula”nın. Hayvan sayısı “ukuli bula”nın ailesinin varlık düzeyine, ailede kaç erkek kardeşi olduğuna göre değişiyor. “Ukuli bula” seramoni sonunda bir üst kademeye geçip “cherkali adını alıyor. “Cherkali” olmasının üstünden de sekiz gün geçtiğinde diğer bir seviyeye yükselip “maz” oluyor. Kırlık alanda gerçekleşen seramoniye “ukuli bula”nın ailesi, akrabaları ve yakın arkadaşları katılıyor. Bir önceki seramonide “maz” olmuş, halen bekar erkekler ellerinde ince uzun sopalarla hazır bulunuyorlar. “Ukuli bula”nın ailesinden genç kadınlar hayli şık, vücutları tamamen hayvan yağıyla sıvalı oluyor. Büyük gruplar oluşturup şarkı söyleyip, ıslık çalıp, ayak bileklerinde metal halhallar dans ediyorlar. Dans eden kızlar teker teker “maz”ın önünde durup şarkısına devam edip “ukuli bula”ya duydukları aşkı ilan ediyorlar. Bu aşkının kalıcı simgesi olarak mazdan kendilerini kırbaçlamasını istiyorlar. Bu seramoniden sonra genç kızlar aşklarının ve cesaretlerinin simgesi kırbaç izlerini vücutlarında gururla taşıyorlar. Ertesi günlerde genç erkek arkadaşlarının yapraklardan hazırladığı yatakta doğayla başbaşa uyuyor. Ve nihayet kız seçimi. Boğa üzerinden atlama Hamarlar için her sene tekrarlanan büyük bir festival.

Kadınlığa ilk adım, kız sünneti doğu Etiyopya ve Omo Vadisi kabilelerinde halen devam etmekte. Zaman içinde gelenekleşmiş kız sünnetinin nedenini buluğ çağına gelen kızların sakarlıklarının önüne geçmek olarak açıklıyorlar.  Doğum sırasında bir çok sünnetli kadın hayatını kaybedince bu uygulama hükümet tarafından yasaklanmış ama dinleyen yok. Etiyopya’da erkek sünneti yasal ve her Etiyopyalı erkek buluğ çağı öncesi mutlaka sünnet oluyor. Hamarlarda ailenin sekiz keçisi olduğu gün kızlar sünnet ediliyor. Kızlar sünnet akabinde iki ay evden dışarı çıkmıyor. Geleneklerinin bir parçası olduğunu düşünen kızlar sünneti destekliyorlar.

Hamar, Karo ve Tsamay kabilelerinde gelenekler çok benzer.Tek eşli Konsolar dışında tüm kabilelerde çok eşlilik var. Sığır atlama testini geçip, evlenme çağına giren bekar erkekler saçlarına bant ve tüy takıyorlar genç kızlara ben hazırım sinyali vermek için. Daha ne yapsınlar.

Hamarlar besledikleri hayvanları genelde yemiyor, süt, yün gibi ürünlerinden faydalanıyorlar. İnanması zor ama kayvanların boyunlarına attıkları bir kesikle akıttıkları kanlarını içiyorlar.

Temmuz ikinci yarı ile Aralık ilk yarı arasında yapılan bu seramoniye biz maalesef rastlayamıyoruz. Ancak bir önceki seramonilerden “maz”ların genç kızların, kadınların vücutlarında bıraktığı kalıcı kamçı izleri hayli dikkat çekici.

Uzun ama çok keyifli bir günün sonunda otele giderken pamuk tarlalarının yanından geçiyoruz. Yağışlı sezon öncesi hasat zamanı. Akşam Turmi’de Burka Lodge’da konaklıyoruz. Makarna ve etten oluşan yemeğimizi bitirir bitirmez derin bir uykuya dalıyoruz. Dinlenmeli ve yoğun geçecek yeni bir güne enerji toplamalıyız.

Yarın sabah istikamet başka bir Hamar köyü ve büyük Hamar pazarı.

Omo Vadisi’ndeki kavimlerin çoklukla yastık, zaman zaman tabure, zaman zaman da vahşi hayvanlara karşı savunma aleti olarak kullandıkları ahşap nesneyi ben de yastık olarak kullanmayı deniyorum. Yüksek ve sert geliyor, alışmak lazım herhalde diye düşünüp normal yastığımı tercih ediyorum yine.

Turmi’den Jinka’ya

Sabah ilk iş başka bir Hamar köyüne gidiyoruz. İnsanlar dosthane yaklaşıyorlar bize. Ayakta bile durulamayan derme çatma ağaç dallarından yapılma bir kulübeye konuk oluyoruz. Ev halkı genç bir anne, baba ve minik bebeklerinden oluşuyor. Yeni yürümeye başlamış bebeği kucağıma alıyorum. Benim bordo rengi ojeli tırnaklarım ve boynumdaki kolyem dikkatini çekiyor. İlginçtir beyaz insanın kucağına gelince hiç ağlamıyor. Belki o da alışmış buralara akın eden turistlere o minik yaşında. Bebeğin kollarına takılı metal bileziğin ucunda birer çıngırak, olur da alır başını giderse annesine haber vermek üzere.

Diğer Hamar köyünden arkadaşını ziyarete gelmiş vücudu kamçı izli 4. çocuğuna hamile bir kadınla karşılaşıyoruz. Eşinin ilk eşi olduğunu gururla söylüyor. Aslında söylemesine gerek de yok, boynundaki metal kolye ben birinci eşim diye bağırıyor. Ben fotoğraf çekerken çocuklarından biri benden korkup annesinin arkasına saklanıyor. Az ileride minik bir oğlan çocuğu kucağımda bir keçi kulübesine giriyor.

Orijinal dış görünüşlü, estetiğe önem veren, buralara göre hayli kibar, sakin, mutlu, sade, gururlu, sert mizaçlı ama sempatik, barışçı ama kibirli tavırlarıyla Hamarlar bizi hayli şaşrtıp kendilerine hayran bırakıyorlar.

Toprak yollarda rotamıza devam ediyoruz. Nehirlerin üzerine köprüler inşa ediyorlar. Yolun ortasında upuzun çubukların üzerinde yürüyen yüzleri külle boyalı iki çocuk görünce duruyoruz fotoğraf çekmek için. Çocuklar Ari Kabilesine mensuplarmış, rehberimiz öyle diyor. Yola devam. Az ileride tüm vücudunu külle beyaza boyamış bir genç erkekle karşılaşıyoruz. Ben yine atıyorum kendimi aşağı. Her 4 günde bir vüvutlarını boyama işlemini tekrarlıyorlarmış. Yakın arkadaşlar birbirlerini boyuyormuş. Nairobi’de Omo Vadisi ile ilgili düzenlediğim fotoğraf sergisinde o genç erkeğin çekmiş olduğum portre fotoğrafı da yer alıyor ve hayli ilgi çekiyor. Bu gidişle Dishera’da her Cumartesi kurulan Hamar pazarını korkarım kaçıracağız.

Nihayet Dishera’daki Hamar pazarına varıyoruz. Çok renkli bir ortam. Çocuklar Yves’in ve benim ellerimi paylaşamıyorlar. Çocuklarla birlikte guruh halinde pazara doğru yürüyoruz. Ağzında dişleri kalmamış bir yaşlı Hamarlı erkeğin fotoğraflarını çekiyorum. Amca Mahlet’in verdiği parayı beğenmiyor, direkt karakolun yolunu tutuyor, tabi Mahlet de peşinde. Neyse bir, iki Birr daha verip olayı tatlıya bağlıyoruz. Pazarda kızıl renk saç boyası, Hamarların kaynatarak içtikleri kahve küspesi, Hamar kadınlarının giydikleri kuyruklu, kenarları deniz kabuklarıyla süslü etek ve üstler, metal bilezikler, ahşap yastıklar, ahşaptan objeler, kısacası yok yok. Omo Vadisi ile ilgili yapmayı planladığım fotoğraf sergisinde kullanmak üzere Hamarlara ait bazı objeler satın alıyorum. Nüfusu 20.000 civarında olan, Tsemay, Tsemey veya Tsamai adlı kabilenin insanları da pazarda. Tsemaylar, Omo Vadisi’nin yarı çöl olan bölgelerinin insanları. Hem tarım ve hem de hayvancılıkla uğraşıyorlar. Tsemay erkekleri kulaklarında küpeleri, kollarında demir bilezikleriyle çok şıklar. Tsemay erkeklerinde diğer dikkat çeken husus incecik bellerine sardıkları kumaşlar ve kalçalarını bir sağa bir sola, birçok kadına taş çıkartırcasına sallaya sallaya yürümeleri. Renkli mini etekleri içinde bu erkekleri gördüğümüzde kız mı erkek mi diye yüzlerine bakmak zorunda kalıyoruz.

Dishera’da bir restorana girip bir bira eşliğinde Etiyopya’ya özgü injera ve et yemeğiyle karnımızı doyuruyoruz.  Ardından pazarın hayvan satılan kısmına gidiyoruz. 1 keçinin bedeli 200 Birr civarında.

Yolda Ari Kabilesinin pazarına denk geliyoruz. İnsanlar kot pantalonları ve t-shirtleri içinde hayli modernler. Pazarlarında da plastik leğenler, modern kıyafetler satılıyor. Pek ilgimizi çekmiyor bu pazar, durmadan ilerliyoruz. Jinka’da otelimize yerleşiyoruz. Her geçen gün otel standardı düşüyor.  Otele yerleşir yerleşmez kendimizi dışarı atıyoruz 1500 rakımlı minik Jinka şehrini keşfetmek amaçlı. Jinka ana yol üstünde sağlı sollu metal kulübelerde küçük esnaf, kimi bakkal, kimi kasap, kimiyse bisiklet tamircisi. Yoldan şehirler arası otobüsler, triportörler geçiyor. Az ileride sonradan havaalanı olduğunu, sadece pırpır uçakların indiğini öğrendiğimiz upuzun bir toprak pist gözümüze ilişiyor. Etrafta havaalanıyla ilintili bir kule göremiyoruz.

Şehrin içinde Pazar kurulmuş. Pazar alanından sıyrılıp başa bir yola dalıyoruz ki ne görelim güruh halinde sığır sürüsü yokuş aşağı bize doğru geliyorlar. Kenara çekiliyoruz. Her sığır şaşartıcı bir şekilde kendi evine geldiğinde başında sahibi olmadan evin bahçesine dalıyor.

Otelde akşam yemeği için çorba, makarna ve et. İçimiz dışımız çorba, makarna ve et. Hele bir Nairobi’ye dönelim bol bol sebze pişireceğim.

Yarın Mago Ulusal Parkı içindeki dudaklarına topraktan pişirilmiş plakalı kadınlarıyla ilginç Mursi kabilelerini ziyaret edeceğiz.

Jinka-Mursi-Jinka

Sabah bir heyecan uyanıyoruz. Bugün hani şu belgesellere konu, deldikleri alt dudaklarına kilden yaptıkları plakaları yerleştiren kadınların kabilesi Mursilerle tanışacağız. Etiyopya Omo Vadisi kabileleri arasında en meşhuru, tarım ve hayvancılıklar uğraşan göçmen Mursiler ve akrabaları Surmalar doğa koşullarına bağlı olarak  yılda iki kez göç edebiliyorlar.  Ülkenin her yerinde kabileler var, ama aşağı Omo Vadisi’ndekiler bambaşka.

Mursi insanları Omo Nehri ile Mago Ulusal Parkı çevreleyen dağlık alanda, parkın dahilindeki bölgede diğer kabilelerden izole yaşıyorlar. Etiyopya’nın en yeni ulusal parkı Mago, Omo Nehri’nin iki yakasında 2160 km2’lik bir alana kurulmuş. 1979 yılında Ulusal Park ilan edilen Mago, Omo Nehri’nin bir kolu Mago Nehri ile bölünüyor. Biz Kenya’da bol bol safari yaptığımızdan Mago Ulusal Park’da safariyi atlayıp, parkın doğu yakasındaki Mursi köyüne doğru yol alıyoruz. Ayrıca Mago Ulusal Parkı’nda yaşayan kabileler kalaşnikof kullanmaya başlayalı parkda görülecek pek de hayvan kalmamış deniyor.

Sabah erken yola koyuluyoruz. Eğer ziyaretimizde geç kalırsak alkole pek düşkün Mursileri ayık bulamama ihtimalimiz yüksek. Jinka’dan Mursi köyü arası yaklaşık 50 kilometre. Buranın koşullarında iki saat sürüyor köye varmamız.

Çuvaldaki Birrlerimiz rehberimize emanet, biz fotoğraf çektikçe o ödemeyi yapıyor. Hayli asabiler. Habire daha fazla para istiyorlar. Çocukların bile ellerinde kalaşnikoflar, hayli ürkütücü.

Mursi kadınları yüzlerini ve vücutlarını beyaza boyuyor, alt dudaklarını da küçük yaşlarda bir diken yardımı ile deliyorlar. Bu deliğe küçük boyda kilden yapılmış plakalar yerleştiriyorlar. Zaman içinde dudaklarındaki bu deliğe daha büyük plakalar yerleştirerek deliğin çapını genişletiyorlar. Evlilik öncesi bir Mursi kadınının alt dudağına yerleştirdiği çanak ne kadar büyükse, o kadar değere biniyor, başlık paraları bu delikle doğru orantılı olarak artıyor. Delik boyutuna göre 35’ten 60’a hatta 70’e kadar çıkıyormuş kızın ailesine verilen başlık hayvanları. Bu bizden apayrı dünyaların değer yargılarını algılamakta hayli güçlük çekiyorum. Onlar da gözümüzde güneş gözlükleri, ayağımızda spor ayakkabıları, sırtımızda sırt çantaları, elimizde kocaman fotoğraf makinalarımızla bizleri yadırgıyorlar.  Biz aslında o ortama hiç de uymuyoruz, uzaylı gibiyiz. Ancak paranın varlığı ve gücü onları çabuk alıştırmışa benziyor üzerimizdeki sözde medeniyetin simgelerine. Dudaklarını delme ve plaka takmalarıyla ilgili iki rivayet var. Bunlardan biri Mursi kadınlarını çirkinleştirip köle tüccarlarının elinden kurtarmak. Zaman içinde bu uygulama geleneklekselleşmiş. Diğer açıklama ise Mursi kadınlarının bu işlemi estetik amaçlı yaptıkları. Mursi kadınları civarda yabancı erkek varsa mutlaka bu plakalarını dudak deliklerine takıyorlar. Mursi kadınının güzellik seti çeşitli şekillerde dudak tablalarından oluşuyor. Hatıra olarak iki adet kil plakadan satın alıyoruz.

Mursi kadınları dudaklarını deler ve plaka yerleştirir de Mursi erkekleri geri kalır mı? Erkekler de yüz ve vücutlarını külle beyaza boyuyorlar. Kan dolaşımını hızlandıran külü genelde pek yıkanmayan Mursiler vücutlarının yağından kurtulmak için ve sivri sinekleri kaçırmak için de sürüyorlar vücutlarına. Hem estetik, hem kan dolaşımı, hem temizlik, hem de sıtmadan korunma, bir taşla kaç kuş?

Aşağı Omo Vadisi’ndeki diğer kabilelerde olduğu gibi Mursi kabilesi erkeklerinin de evlenme yaşına geldiklerini ispatlamaları gerekiyor. Ellerinde donga adı verilen sopaları iki genç Mursi erkeği karşı karşıya gelerek dövüşüyorlar. Dövüşün galibi köyün evlenme çağına gelmiş kızlarından birini seçme şansına sahip oluyor. Dövüşte öldürücü vuruşlar yasak. Mursi erkekleri vücutlarını ince kesiklerle zedeleyerek sedef gibi parlayan dövmeler yapıyorlar. Mursi erkekleri boyalı çıplak vücutlarındaki yara izlerini cesaretlerinin, güçlerinin ve saldırganlıklarının bir simgesi olarak gururla sergiliyorlar. Eski zamanlarda her öldürülen düşman için erkekler vücutlarına bir çizik atarmış. Ancak günümüzde kabileler arası savaş bittiğinden bu çizik sadece öldürülen hayvanlar için atılıyor.

Arabadan iner inmez çoluk çocuk etrafımızı sarıyor. Biri bir kolumdan, diğeri öteki kolumdan çekiştiriyor fotoğraflarını çekmem için. Kadınlar kilden plakalarını  dudaklarına yerleştiriyorlar. İki kadın sanki iyi arkadaş olduklarını ispatlamaya çalışırcasına dudaklarındaki deliklere bir kancayı takmış bana poz veriyorlar. Çok korkutucu bir manzara ama projelerimden biri Omo Vadisi fotoğraf sergim için nadide bir parça olacak gibiler. Bir klübenin dibine oturmuş 10-12 yaşlarında iki erkek çocuğu omuzlarında boyları büyüklüğünde kalaşnikoflar beni bekliyorlar. Aman diyorum fazla bekletmeyeyim. Başta acaba oyuncak mı diye düşünüyorum ama gerçek kalaşnikoflarmış. Mursi halkı kadını, erkeği pek sert görünümlüler. Suratlar boyalı. Bazısının kafasında metal halkalar. Çocukların bazılarının delik kulak memelerinde şarap mantarları. Az ileride kafasının iki yanından sarkan hayvan boynuzuyla ilginç biri gözüme çarpıyor. Kadın mı erkek mi ilk başta ayırt edemiyorum. Yanına yaklaştığımda pideleşmiş göğüslerinden bir kadın olduğunu anlıyorum. Ayak bileklerinde sıra sıra metal halhallar. Diğer bir tarafta genç bir kadın arkasına bir çaput marifetiyle bebeğini bağlamış. Bebek uyanıp sol koltuk altından kafasını uzatıp annesinin memesini buluyor. Kadınların göğüslerine dikkat ediyorum biri diri, diğeri sarkmış. Demek ki bebekler sadece bir göğüsten besleniyorlar. Diğer göğüs ise diğerine nazaran diri kalıyor. Mursilerde diğer dikkat çeken şey çocuğu, yaşlısı, kadını erkeğinin hepsinin alt çene ön iki dişin yerinde yellerin esmesi. Bu iki dişi çekmelerindeki amaç hasta, baygın yemek yiyemeyecek durumda olanlara ilk müdahaleyi bu iki diş boşluğundan sıvı glüloz akıtarak yapmakmış.

Kulübelerin kapıları pek alçak nedeni sivrisineklerin içeri girişini engellemekmiş. Yaşlıların bu kapılardan içeriye girebilmeleri imkansız. Meğerse erkek çocuklar ve yaşlı erkekler kulübe dışında uyur, hayvanlara göz kulak olurlarmış. Peki yaşlı kadınlara yazık değil mi?

1500 metre rakımlı Jinka’da hava sıcaklığı 27 derece iken 450 metre rakımlı Mursi köyünde sıcaklık 37 dereceye kadar çıktı. Eh, içmeyip ne yapsınlar? Sabahtan başlayıp, öğlen sıcağını görünce gölgelik bir alan bulup sızıyorlar. Kendi hazırladıkları sıvıyı bal kabakları içinde fermante edip, alkole dönüştürüyorlar. Biz köyden ayrılırken Mursi halkı kızgın güneşin altında yavaş yavaş kafayı bulmaya başlamışlardı bile. Ne ara içtiler anlamadım ama hemen hemen hepsinin hareketleri yavaşlamış ve bakışları kaymıştı. Bir ağacın altında köyün ileri gelen yaşlıları toplaşmışlar. Birinin başında hasır şapka, bembeyaz ayrık dişlerinin arasında diş temizliği için kullandıkları misfah. Genç bir erkek boynumdaki nazar boncukları ve Kapalı Çarşı’dan alıp altın suyuna batırttığım metal parça ile yaptığım kendi tasarımım kolyeye kafayı takıyor. Bu kolyeye benim bir bedava fotoğrafımı çek diyor. 1 bedava fotoğraf 2 Birr demek. Yok diyorum. On fotoğraf bedava diyor. Yine ı-ıh diyorum. Kolyeye karşılık bedava fotoğraf adedi 200’e kadar çıkıyor. Benim kolyenin değeri 400 Birr’e kadar yükseliyor bu arada. Yok mu arttıran? Kendi el emeğim veremem desem anlamayacak. Kurtuluşu « eşimin hediyesi, veremem » demekte buluyorum. Omo Vadisi’ndeki erkeklerin vücudu tüysüz. Eşimin kolundaki tüyler Mursi kadınlarının hayli ilgisini çekiyor. Eşimin kollarındaki tüyleri çekiştirmeye başlıyorlar. Hamarlarda iç çamaşırımı, burada da kolyemi kaptırıyordum. Eh, artık yola düşme vakti çoktan geldi, geçiyor. Yoksa, kocayı da kaptıracağım.

Jinka yolu üzerinde Mursi kabilesinden nü genç erkeklerle karşılaşıyoruz. Bu boyalar sanki onların elbiseleri, çıplaklıkları pek hissedilmiyor. Omo Vadisi gezisi sırasında o kadar çok üstü çıplak kadın, tamamen nü erkek görüyoruz ki artık yadırgamıyoruz. Ben yine arabadan atıyorum kendimi aşağıya birkaç güzel fotoğraf uğruna.

Jinka’daki otelimizde öğle yemeği akabinde Jinka Müzesi’ne gidiyoruz. Omo Vadisi’ndeki tüm kabileler panolarla, fotoğraflarla detaylı anlatılıyor. Vitrinlerde bu kabilelere özgü objeler sergilenmiş. Sezonu olmadığı için canlısını göremediğimiz Hamar Kabilesi genç erkeklerinin sığır üzerinden atlama seramonisini videodan seyrediyoruz.

Müzeden çıkıp aşağısındaki köye doğru yürüyoruz. Köyde fakir bir eve konuk oluyoruz. Evin içinde tavuklar, horoz ve civcivler. Baba 75 yaşlarında, anne ölmüş, 8 çocuktan 6’sı kız. 2 erkek evli, kızlar okuyorlar. Okulları bitince evleneceklermiş. Baba imkanı olsaydı okumak istediğini söylüyor ve okumaları için çocuklarını destekliyor. Komşu evlerden meraklı çocuklar kapı eşiğinden bize bakıyorlar. Baba 17 yıldır hasta, çalışmıyor. Evde iş bölümü yapılmış. Bir kız su getirmekten, diğer kardeş yemek yapmaktan sorumlu. Su yayan olarak 45 dakikalık uzaklıkta. Bazı günler 3 kere suya gittiğini söylüyor kısa çöpü çekmiş şanssız kardeş. Evlerinin yakınında kahve ağaçları var. Günde iki kere kahve seramonileri varmış. Kendi tüketimleri dışındaki kahveyi pazarda satıyorlar. Kızlara erkek arkadaşları olup olmadığını soruyorum. Babalarının yanında utanıyorlar bu konuda konuşmaya. Aileyle birlikte fotoğraf çektiriyoruz ve onlara bu fotoğraflardan göndereceğimize dair söz veriyoruz. Bir sonraki Addis Ababa’ya gidişimizde rehberimize teslim ediyoruz fotoğrafları. Kim bilir ne sevinmişlerdir o fotoğrafları görünce.

Akşam yine Jinka’daki sevimsiz otelimizde konaklıyoruz. Oda ve yemekler bir işe yaramaz ama otelin bahçesindeki kuş cinsleri şimdiye kadar gördüklerimden çok farklı. Yemek sırasında Hamar Kabilesi’ne mensup bir gençle tanışıyoruz. Jinka’da bir lisede bilgi işlem üzerine eğitim alıyormuş. Hedefi Addis Ababa’da üniversite okumak. Evlenmek istediğinde sığırların üzerinden atlayıp atlamayacağını soruyorum. Bu geleneği hiç onaylamadığını, çok eskilerde kalması gereken bu adeti Hamarlıların da artık bırakmalılar gerektiğini söylüyor. Amacı iki ağabeyi ve bir ablası gibi iyi eğitim alıp büyük şehire yerleşmek. Bunu başaranlar da var demek ki.

Jinka-Yabelo

Yabelo yolu üzerinde Afrika’da birçok yerde rastladığımız termit (beyaz karınca) yuvaları ara ara gözümüze ilişiyor. Termitlerin oluşturduğu bu kil rengindeki dikitlerin bazıları metrelerce yukarıya uzanıyorlar.

Programımızda olmayan ama yol kenarında gözümüze takılan müslüman Borena Kabilesi’nin köyününü gezmeye karar veriyoruz. Köyde çocuk ve kadınlar var, erkekler tarlaya gitmişler. Köyde kalmış yegane genç erkekten köyü ziyaret için izin istiyoruz. Borena kabilesinde karar mekanizması erkekler. Bin nazdan sonra kabul ediyor. Kadınların başları örtülü. Hol, misafir kabul mekanı ve sağlı sollu odalarıyla evleri şimdiye kadar Omo Vadisi’nde görmeye alışmadığımız kadar sofistike. Odalarda sazdan yapılmış yataklar var. Holden sonraki bölüm güzellik bölümüymüş. O alanda ateş yakıp otlat kaynatıyorlarmış. Bir nevi sauna gibi bir bölüm burası. Holün ortasında yaktıkları ateşte yemeklerini pişiriyorlarmış. Borena kabilesi en çok hayvan sürüsüne sahip kabile. Öğle vakti güneşten etkilenmesinler diye keçileri minik kulübelerine kapatmışlar. Zayıf, uzun boylu, sürmeli, çekik gözlü Borenalı bir güzel gözüme ilişiyor. Fotoğrafını çekmek istiyorum ama nazlanıyor. Meğer Borenalı kadınlar fotoğraflarının çekilmesini isteseler de erkekler izin vermiyormuş. Neyse o andaki köyün tek erkeğinden yeşil ışık çıkıyor ve testisi omzunda Etiyopya’nın top modeli olabilecek güzellikteki  Borenalıyı fotoğralıyorum. Yaşlı bir kadını daha fotoğraflıyorum. Çektiğim fotoğrafları gösteriyorum, pek seviniyor, çığlıklar atıyorlar.

Akşam Yabelo’da konaklıyoruz. Kaldığımız otelde restoran yok dolayısıyla yemek için 100 merte ilerideki diğer otele gidiyoruz. İki otel de tıklım tıkış dolu. Restoranda upuzun bir masa etrafındaki insanlar o gün hangi kuşları gördüklerini işaretliyorlar ellerindeki check listlere. Masada kocaman kuş katalogları, arada fotoğraflarına bakıyor, not defterlerine bazı notlar alıyorlar. Omo Vadisi’nin fauna zenginliği içinde kuşlar önemli bir yer tutuyorlar. Güney Etiyopya kuş severlerin mutlaka ziyaret etmesi gereken bir yer.

Yabelo-Yirgalem

Sabah 8’de Yabelo-Yirgalem arası yoldayız. İçimiz dönüş yolunda olmamızın getirdiği bir hüzünle kaplı. Müslüman Borenalıların köylerini ve hayvan sürülerini seyrederek yol alıyoruz. Develer sürü halinde otlamaya ve su içmeye gidiyorlar. Yolun kenarında daha önce hiç görmediğim, rehberimizden adının Abyssinian Ground Hornbill olduğunu öğrendiğimiz kırmızı kursaklı, kuzguni kuşu görünce duruyoruz. Abyssinian Etiyopya’nın eski adı Habeşistanlı anlamında. Eğer bir kuş adının önünde abyssinian varsa bu o kuşun sadece Etiyopya’da bulunduğu anlamına geliyor.

Yirgalem’e doğru yaklaştıkça evlerin mimarileri de değişim gösteriyor. Yuvarlak geleneksel evler yerine bol bol dikdörtgen, içinde odaları olan evler ön plana çıkıyor. Saz damlarını her 3-4 yılda bir yenilemekten bıkan köylüler çözümü çinko çatılı, duvarları saz ve samanla sıvalı evleri inşa etmekte bulmuşlar. Evlerin hemen hepsinin süslü kapı ve pencereleri var. Yol kenarındaki bir köyde duraklıyoruz. Çatısı muz yapraklı barakada demirci oğluyla dövdüğü demiri orak haline getiriyor. Çocuklar etrafımı sarıyorlar. O ne güzel uzun kirpikli, kapkara gözler. Yine aynı fotoğraf çekim seramonisini yaşıyoruz burada da. Yolda bazı evlerin önündeki sarı bayraklar bu evlerde yemek servisi yapılır anlamına geliyor.

Addis Ababa’ya 150 kilometre uzaklıkta yaşayan, ticaret kafalı Gurage Kabilesi insanları iş hayatına ayakkabı boyayarak başlıyorlar. Zaman içinde biriktirdikleri parayla kendi işlerini kuran Gurage insanları Etiyopya’nın ticaretinin büyük kısmını ellerinde tutuyorlar. Addis Ababa’da Ulusal Müze’yi gezerken bir anlam veremediğim bronzdan ayakkabı boyayan heykelin nedenini şimdi anlıyorum.

Addis Ababa’ya doğru ilerledikçe insan profilleri gerek giyimleri, gerekse yaşam stilleriyle değişiklik gösteriyor Omo Vadisi kabilelerinden. O saçları bakır kızılına çalan, hayvan postundan giysileri, boncuklardan oluşan kolyeleri, alt dudaklarında kilden plakalı kadınları, boyunda halkaları, ayakta halhallarıyla otantik insanlar artık kayboldu.

Yirgalem’e varıyoruz. Son akşam Aregash Lodge’ayız. Resepsiyonun duvarlarına otelde daha önce kalmış Etiyopya’nın ileri gelenlerinin övgü dolu notları asılı. Mesajlar Amharca, yanında da İngilizce çevirileriyle duvarları süslüyorlar. Mesela bu notların arasında Etiyopya  Cumhurbaşkanı’nın 2000 yılında, bizim takvimle 2007 yılında yazdığı övgü dolu not da var. Resepsiyonun döşenişi, bizi karşılayan ve kaydımızı alan, ev sahibesi olduğunu öğrendiğimiz yarı Etiyopyalı, yarı İtalyan hanımın misafirperver yaklaşımıyla bizden ilk izlenim olarak tam puan alıyor Aregash Lodge. Hele bir de iki gece Jinka’daki, bir gece Yabelo’daki sıradan otellerden sonra finali bu otelde yapmak harika. Kahve tarlarıyla, yemyeşil bereketli Yirgalem toprakları arasında konuşlanmış Aregash Lodge sukünet arayanlar için adeta cennetten bir köşe. Aregash Lodge’un sahibi Gregory beyin ilginçtir kökleri bizim Ege’ye dayanıyor. Babası 20.yüzyılın ilk yarısında bizim Ege kıyılarından Etiyopya’ya göç eden Rumlar arasında. Yirgalemli bir hanımla evlep, 13 çocuğu olmuş Gregory’nin babasının. Anne aileden kalma arazisinin üzerine her çocuğu için bir tukul inşa edilmesini vasiyet vermiş ölmeden önce. Çocuklar bu vasiyeti yerine getirmiş, bu inşa ettikleri tukullarla otel olarak hizmet vermeye başlamışlar. Gregory babasının bir gün Ege’ye dönebilme hasretiyle gözlerini bu dünyaya yumduğunu söylerken gözleri nemleniyor. O dönemedi ama ben bir gün mutlaka gideceğim babamın bana anlattığı o güzel topraklara diyor. Bekleriz diyorum. Bu tatil boyunca konakladığımız yerler gözümün önünden hızla geçiyor. Bu ne tezattır. Bambudan yapılmış, Sidama Köyü’nün geleneklerine göre döşenmiş, sıcaklığıyla insanı evinde hissettiren lüks tukullumuza yerleştikten sonra rehber eşliğinde yayan olarak civar gezisine çıkıyoruz.

Yalancı muz ağacının kökünden nasıl un yapıldığını izlemek üzere yakındaki köye gidip 8 çocuk annesi köylü kadının peşine takılıp yalancı muz ağaçlarının içine dalıyoruz. Köylü kadın gözüne kestirdiği yalancı muz ağacının kökünü elindeki bıçak vasıtasıyla çıkartıyor. Kökün etrafındaki katları ayırıyor  ve demir bir alet vasıtasıyla kökün üzerindeki katları kazıyor. Kökün kalbine ulaştığında onu çevreleyen kahverengi zarı da sıyırınca bembeyaz muz kökü ortaya çıkıyor. Bu beyaz kökü kocaman bir muz yaprağı üzerinde kocaman rendeye benzer bir aletle ufalıyor. Geliyor bu ufalanan parçaları yaprağın üzerinde ovalamaya. Ovaladıkça ufalanan kökün öz suyu çıkıyor ve yaprağın ortasındaki hattan akıp, yaprağın ucuna konmuş kaba akarak orada birikiyor. Sağlık için pek yararlı bu sıvı zaman içinde fermante oluyor, yoğurdumsu bir kıvam alıyormuş. Muz kökünün sıvısı iyice çıkana kadar bu işlem devam ediyor. Suyu iyice çıkarılmış yalancı muz ağacının kökü bir muz yaprağının üzerinde, üzeri muz yapraklarıyla kaplı 40 gün gölgede bekletiliyor. 40 gün sonra bu posa tekrar ovuluyor ta ki kalan bir kaç damla çıkana kadar. Bu uzun prosesden sonra yalancı muz ağacının kökünden yapılma un kullanıma hazır hale geliyor. Köylü kadını elinde tepsisi ve kullandığı aletleri evine doğru yürüyor muz ağaçları arasında, biz de takip ediyoruz onu. Peşinden bir kulübeye giriyoruz. Kulübenin için hayli loş, gözlerimiz karanlığa alıştığında yarısı mutfak, yarısı büyük baş hayvanların barındığı ağıl olduğunu anlıyoruz. Daha önceden hazırlamış olduğu unu avcunda sıkıştırıp, ortadaki ateşin üzerindeki sininin üzerine yayıp bir süre pişiriyor. Ekşi mi ekşi bir pide. Etiyopya’ya gide gele ekşi injeralarının tadına alıştım ama buna alışmam söz konusu bile değil. Yutsam yutamıyorum, tükürsem olmaz. Ağzımdaki lokmayı elime çıkartıp, avcuma sıkıştırıyorum yolda dönerken doğaya atılmak üzere.

Otel’e döndüğümüzde hızımızı alamayıp bir de otelin kurulu olduğu tepeden aşağıya, nehre doğru yürüyoruz kahve ağaçlarının arasından. Doğanın temizlikçisi diye de bilinen, leş yiyen sırtlanların yaşadığı mağaraya geliyoruz. Zaman zaman insanlara da saldırdıklarını bildiğim sırtlanlardan korkuyorum. Saat 17 :30’a da geliyor, Etiyopya için kahve vakti. Bu seramoniyi kaçırmaya hiç niyetim yok. Hava biraz yağışlı olduğundan kahve seramonisini restoranda yapıyorlar. Geleneksel kıyafetlere bürünmüş güler yüzlü Etiyopyalı hanım kahveyi önümüzde kavururken restoranı insanı baştan çıkartan, mis gibi bir koku kaplıyor. Ardından havanda bu kavurduğu kahveleri dövüyor. Niyahet dövülen kahveler odun ateşinde pişirilmeye hazır. Kahvelerimizi yudumlarken bu bir haftalık zaman tünelinde yaptığımız yolculuğumuzun bilançosunu çıkartıyoruz.

Akşam Etiyopya ouzosu (bizim rakının Yunan kardeşi) eşliğinde masamızı mezelerle donatıyor Gregory. Sanırım toprakdaş olmamızın iltimasını yaşıyoruz. Üstüne az ama öz, lezzetli bir açık büfe. Bir haftalık gezimiz sonunda nihayet dişimize göre bir şeyler giriyor midemize. Muhteşem bir tatilin finali, hüzünlüyüz. Her güzel şeyin bitiminde duyulan bir hüzün bu. Ama bir o kadar da mutluyuz medeniyetin halen tam olarak uğramadığı, ya da tahribe henüz başlamadığı Etiyopya’nın güneyi, Omo Vadisi’ni tam vaktinde keşfettiğimiz için. Kendimizi ayrıcalıklı hissediyoruz.

Addis Ababa’ya döndüğümüzde uçuşumuz öncesi Etiyopya’nın lokal restoranlarından birinde lokal yemeklerinden yemek ve folklorik müziklerini dinleyip danslarını seyretmek için halen yeterli zamanımız var. Başlarını nasıl o hızda salladıklarını halen anlayamadığım, ömür boyu boyun kireçlenmesi yaşamayacaklarına bahse girebileceğim danslarını seyrediyoruz lokal müzikleri eşliğinde. Havaalanından uzakta değiliz ama trafiği göz önüne alıp ayrılıyoruz restorandan.

Afrika’da 14 değişik ülke gezip, değişik kültürlerle içiçe olmuş biri olarak bu gezi benim şu ana kadar yaptığım en muhteşem geziydi. Birçok medeniyete beşiklik yapmış kuzeyiyle, etnik kabileleri barındıran güneydeki Omo Vadisi’yle özgün Etiyopya’yı yapısını hali hazırda korurken her gezgine  keşfetmesini tavsiye ediyorum.

Bu yazı Etiyopya içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Omo Vadisi için 2 cevap

  1. Derci dedi ki:

    thanks for your nice sharing to us.http://www.acertemail.com

  2. Daisy dedi ki:

    this article certainly will help me to start up my own blog.http://www.casaemail.com.br

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s